İNSAN YASASI / Thiago De Mello

08/11/2009

42-16875341

İNSAN YASASI

……………………………Carlos Heitor Cony için

MADDE I

Bu yasaya göre
önemli olan gerçektir bundan böyle
önemli olan yaşamdır
el ele verip
gerçek yaşam için çalışılacaktır.

MADDE II

Bu yasaya göre, iş günlerinin
bulutlu Salıların bile
bir Pazar sabahı olmaya hakları vardır.

MADDE III

Bu yasaya göre
günebakanlar olacaktır her pencerede
günebakanlara da tanınmıştır
gölgede açma hakkı;
pencereler bütün gün açık tutulacaktır
umudun boy attığı yeşilliğe.

MADDE IV

Bu yasaya göre
insan, insana kuşku duymayacaktır.
İnsan, insana güvenecektir artık
rüzgâra güvenen ağaç gibi,
havaya güvenen rüzgâr gibi,
göğün mavi tarlasına güvenen hava gibi.

PARAGRAF I

İnsan, insana güvenecektir
çocuğa güvenen çocuk gibi.

MADDE V

Bu yasaya göre, kurtulmuştur insanlar
yalanların boyunduruğundan.
Kimse kuşanmak zorunda değildir artık
sessizliğin zırhını,
sözcüklerin silahını.
Sofradaki insana
tatlıdan önce gerçek verilecektir.

MADDE VI

Bu yasaya göre
gerçekleşecektir peygamberin düşü:
kurt, kuzuyla otlayacaktır
ne tad alırlarsa yediklerinden
aynı tadı alacaklardır yine.

MADDE VII

Bu yasaya göre
doğruluk ve aydınlık hüküm sürecek
ve insanların içinde dalgalanan
cömert bir bayrak olacaktır mutluluk.

MADDE VIII

Bu yasaya göre, en büyük acı
bitkide çiçek mucizesi yaratan şeyin
su olduğunu bilip de
sevgi verememek olmuştur ve olacaktır
sevgi arayan kimseye.

MADDE IX

Bu yasaya göre
alınteri taşıyacaktır ekmek.
Ama her şeyin üstünde, her şeyden önce
sevginin ılık tadını taşıyacaktır.

MADDE X

Bu yasaya göre, herkes
ne zaman dilerse giyebilecektir
bayram giysilerini.

MADDE XI

Bu yasaya göre
seven hayvandır insan
güzeldir,
seher yıldızından bile güzeldir.

MADDE XII

Bu yasaya göre
buyruk yoktur artık, yasak yoktur.
Her şeye izin verilmiştir,
gergedanlarla bile oynayabilir insan
ve ikindi üstü yürüyüş yapabilir
elinde kocaman bir begonyayla.

PARAGRAF II

Bir tek şey yasaklanmıştır:
sevip de sevgi duyamamak.

MADDE XIII

Bu yasaya göre, artık
satın alamayacaktır kimse
doğacak güneşleri.
Korkunun sandığından çıkarılacak
ve bir dostluk kılıcı olacaktır para,
gelecek günleri kutlama hakkını,
şarkı söyleme hakkını savunacaktır.

SON MADDE

Bu yasaya göre
yasaklanmıştır özgürlük sözcüğünü kullanmak,
ağzın aldatıcı pisliğinden
ve sözlüklerden kaldırılacaktır.
Bu yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte
diri ve saydam bir şey olacaktır özgürlük
ateş gibi, ırmak gibi,
bir buğday tanesi gibi,
ve insan yüreğine yerleşecektir.

Thiago De MELLO

(Türkçesi: Ülkü Tamer)


Yaşama Sevinci / Sabri ALTINEL

08/11/2009

hayvan_sevgisi

YAŞAMA SEVİNCİ

Benim sevincime katılın
Dünyanın gecesine geldik biliyorum
Dövüşler çıkarlar kinler
Güneş batacak o kadar
Önceleri de bu renkler bu kokular vardı ortada
Önceleri de öpücükler yalancıydı
Kan bilinmiyordu söz bilinmiyordu
Yaşama sevinci bilinmiyordu

Benim sevincime katılın
Ölümün karşısında hayatım ben
Ateşin karşısında dal

En güzel çiçekler dünyada açar
Dünyada verir ağaçlar en güzel meyvelerini
Dünyada doğar bir sevişmeden çocuk
Güçlüğün karşısında çaba
Ölümün karşısında dirilik
Dün varolduysa bunlar bugün de varolacak

Gözyaşları gülüşlerimiz
Kanın sıcaklığı sütün beyazlığı
Emekler alınteri
Dün varolduysa bunlar bugün de varolacak
Dün nasıl emdiyse bir çocuk
Anasının memesini
Bugün de kendi çocuğunu emzirecek

Benim sevincime katılın
Suçun karşısında suçsuzluğum ben
Umutsuzluğun karşısında umut
Ölümün karşısında ölmezlik

Sabri ALTINEL


Aydınlığa Doğru / Fazıl Hüsnü Dağlarca

08/11/2009

aydınlık

AYDINLIĞA DOĞRU

Bir insanın neresisin
Gözleri mi
Ta uzaklara bakan ta uzakları gören
Kuran-ı Kerim’in söylediğince
Kara gecede kara taş üstünde kara karıncayı gören

Kolları mısın bir insanın
Uzanmış tutmuş
Tarlada kocaman çiçek
Ev yaparken gökdelenler yaparken
Kerpiç taş

Ya da kelepçelerle birleştirilmiş
Tutsaklıklara doğru

Ya da omuzunda silah
Silahın ucunda süngü bombalar
Belki direksiyonda belki dümende
Denizler yollar boyu
İşçi olan kasasını kitleyen
Yeryüzünü gökyüzünü doldurmuş niceden beri

Bir insanın göğsü müsün
Nişanlarla dolu
Kurşunlarla delik delik
Özgürlüğü için savaşırken susmuş
Göklerin kocaman maviliğine

Ayakları mısın bir insanın
Denizlerden çıkar çıkmaz yürümüş
Nerede aydınlık varsa oraya
Üç yüz bin dört yüz bin beş yüz bin yıl geçse bile
Nerde aydınlık varsa oraya yürümüş
Nerde aydınlık varsa oraya yürüyecek

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA


Ölüyü Aşağıda Bıraktık / İlhan BERK

08/11/2009

ilhan-berk2

ÖLÜYÜ AŞAĞIDA BIRAKTIK

Uzun uzun okudum bütün gün.
Sesleri, ağırlıkları kaydettim.

Köşeli biçimlerin bilgisine çalıştım.
Bir semender her gün keserdi önümü,
Durur bakardı, durur bakardım.

Gördüğünün ötesini gördüğünü söylerdi,
Hem anlıyordum, hem anlamıyordum.

Akşamın ve eğrinin tarihini karıştırdım
Sonra. (Ama burda susulur ancak.)

Bir ses ölüyü aşağıda bıraktık
Biz yukarda yattık diyordu.

Baktım uyuyordu ölü, benim gibi
Hiç unutmam. Görüyordu, hiç unutmam.

Her şey üstüne okudum, gittim geldim her
Şeyle. Tanımlamak doğanın işi bıraktım.

İlhan BERK


La Belle Dame Sans Merci / John KEATS

08/11/2009

DameSansMerci

LA BELLE DAME SANS MERCİ

“Seni ne üzebilir, ey gücü-pek bahadır!
Yalnız dolaşıyorsun, benzinde solgunluk var.
Sazlar kurudu artık gölün kıyılarında.
Ötüşmez oldu kuşlar.

“Seni ne üzebilir, ey gücü-pek bahadır!
Ne kadar da bitkinsin, terketmiş seni rahat,
Sincap doldurdu artık kışlık ambarlarını,
Yapıldı bitti hasat.

“Bir zambak görüyorum senin alnında açmış
Istırap nemi ile humma çığı taşıyan,
Ve solan bir gül gibi yanağının üstünde
Son demini yaşayan.”

“Bir hatuna rastladım kırlarda dolaşırken,
En güzelden de güzel – gerçek bir perikızı,
Topuklarında saçı, keklik gibi sekişli,
Vahşi – ürkek bakışlı.

“Çiçeklerden bir çelenk ördüm onun başına,
Sonra bileziklerle bir kemer hoş kokulu;
Gözlerime baktı da sevdalı gözleriyle,
İnledi arzu dolu.

“Tuttum, onu bindirdim rahvan giden atıma
Ondan sonra bütün gün bilmedim gördüğümü,
Eğilerek bir yana çünkü çağırdı durdu
Bir peri türküsünü.

“Bayan hazlar verici kökler çıkardı bana,
Yaban balı topladı, kudret çiği içirdi,
Ve sonunda dedi ki kendi peri dilinde
‘Çok seviyorum seni.’

“Sonra götürdü beni büyülü mağrasına,
Orda gözyaşı döktü, bir ah çekti kederle,
Orda kuruttum ben de o vahşi gözlerini
Yanan öpücüklerle.

“Orda uyuttu beni tatlı ninnileriyle,
Bir rüya gördüm orda – Ah! bahtım ne de kara,
Biraz önce gördüğüm pek taze bir rüya bu
Bu ürperten yamaçta.

“Solgun kırallar gördüm, prensler, savaşçılar
Ölüm solgunluğuydu hepsinin yüzündeki;
Haykırarak dediler ki – ‘La Belle Dame Sans Merci
Beni de tutsak etti!’

“Kavruk dudaklar gördüm akşam alacasında
Büyük büyük açılmış müthiş bir uyarmayla.
Birden uyanıverdim, burda buldum kendimi
Bu ürperten yamaçta.

“İşte bundan dolayı buradayım şimdi ben
Yalnız dolaşıyorum, benzimde solgunluk var,
Kurumuş da olsalar sazlar göl kıyısında
Susmuş da olsa kuşlar.”

John KEATS

(Mete Ataç)


Mikadonun Aşkları / Turgay Kantürk

08/11/2009

turgay

MİKADONUN AŞKLARI

Bizi ayıran nehir -kuruyabilir!
Çek, çıkar beni bu umarsız oyundan, beyaz ve siyahın
kardeşliği, aşka dönüşebilir; aşk beyazdır -içilir,
bir yudumdur yanağın, beyaz uzaktır -gidilir;
döndüğüm yerde sar beni!

Bizi ayıran nehir -kuruyabilir!
Yosunum olur musun? Gözyaşım; ansızın ve sihir.
Renksizliğin kardeşliği aşk sanılabilir; ben siyahtım
-içildim, istasyondum, eşyasız yolcuydum,
siyah yakındır -silinir; ölsem -ölemem ki;
bir daha! bir daha! bir daha!
Dağlara vur beni!

Bizi ayıran nehir -kuruyabilir!
Al bu kalbine saplanmış çomağı; al her şey devrilebilir!
Yok olur humma ve ölüm dirilir -seslenirim;
bir şiir nasıl kendini yazabilir, sözcükler el vermeden?
Ben sana ay parlatırım, sen bana beni eskitir
-yazarım; silinir.

Bizi ayıran nehir -kuruyabilir!
An ne denli hoyrat, sen bunca deniz -deniz kabukları
gibiyiz, kimsenin duymadığı ses; ikimiz.
Kokusu sesimin, kar; yazmadıkça anlaşılmaz şiir
-kadehimsin; içerim -başlarken bitilir.
Bir Çin masalında her şey terkedilebilir.

Bizi ayıran nehir -kuruyabilir!
Şehir ki hayalet; bizi yalnızca yazı anlayabilir;
yazsam -silinir içimdeki çocuk, içimdeki uyak yenilir.
Ben sana anlatmasam; nasıl bulunur bu leş -başlamak
bitirmekten yorgun ve bitirmek başlamaktan azdır
-o yalan basamak, çıkmadan inilir.

Bizi ayıran nehir-kuruyabilir!
Dağ kendini anlayabilir; şiir gibi. Ummadım; unuttum,
şiir bilir-kağıda verilen renk görülmez;
sevmek senin evinde iyidir; iyilik sizi de terkedebilir!

Bizi ayıran şiir -kuruyabilir!

Turgay KANTÜRK


Lütfen Cevap Veriniz / Özdemir İnce

08/11/2009

ozdemir_ince

LÜTFEN CEVAP VERİNİZ

4.

Bir uçuruma eksem tohumumu :
Bu bir yabayla harman savurmaktır
havanın tavı uygun olunca.

Havanın tavı uygun olunca
bir gün yağmur olup yağacağım
barışacak benimle çölün ağzı.

Barışacak benimle çölün ağzı,
son yolcusu olacağım bütün yolların
bağışlanacak varsa bütün suçlarım.

Bağışlanacak varsa bütün suçlarım,
geçmiş ve geleceğim bir rivayet,
dünyanın ses ve öfkesi olacağım.

Bir uçuruma eksem tohumumu,
katran uykulara dalsam bir döl yatağında,
uyusam ve uyansam : Yol sıfır!

7.

İnsan etinden yapılmıştır yollar
ne kadar döşersen o kadar gidersin
şansın varsa bir çölden de geçersin.

Kim ki bir yolda sıratsız kalır,
çocukluğunu yitirmiştir bir dönemeçte,
ama neye yarar yolun dönemeç yoksa?

Kim kimin elçisi olacak bakalım,
kim kimi kutlu kılacak çile yolunda,
büyükler küçüğü, ayaklar başı?

Her adım veda yerine geçer yolda,
insan haç biçiminde açar kollarını
kucaklamak için düşlerini, varsa.

Özdemir İNCE


İKSİR / Vural Bahadır BAYRIL

08/11/2009

bayrıl

İKSİR

Arzular çarpışır birbiriyle,
Şe … ra… re! Aşklarsa kıvılcım
Sızdırmaz. Dipten akan bir
mağma gibi sessiz, tevekülle
Yerleşir kalbe.

Ay saatleri bunlar. Yüzünü
Yüzüme tut, gel seviş, ayna
Kesil güzelliğime.

Sönen çerağ, ılık mumla, sökül
müş ruhumu akan bu mühür,
dayanmaz hasretine. A y s a ç ı l d ı
gümüş kırıntılarından yaptığın
i k s i r… kekre!

Yüzünü yüzüme tut, seyredeyim
dilinin dilime bıraktığı zehir, sevişir
ken geçmişin akrebiyle.

Söyle, bu kaçıncı “dağ” kalbimde?
Aşk … aşk ey küçük anne!

Vural Bahadır BAYRIL


S’imge : HÜZÜN

08/11/2009

hüzünL

HÜZÜN sayımızda Türk ve Dünya edebiyatından seçilmiş 17 düzyazı, 52 şiir yer alıyor

HÜZÜN

Gücüm, hayatım, nem varsa kaybettim;
Kaybettim, ah, dostlarımı, neş’emi;
Kalmadı hatta kibrim, azametim;
Oydu vehmettiren dahiliğimi.

“Hakikat budur” dedikleri zaman,
Karşımda sahiden bir dost zanettim.
Hakikati anlayıp duyduğum an;
Çoktandır galip gelmişti nefretim.

Ama işte hakikat ebedidir;
Yaşarsa bir kimse ondan bihaber,
Alemde ömrünce gafil kişidir.

Tanrı soruyor, cevap vermek ister,
İyi ki ağlamışım arasıra;
Elimde kalan servet bu, dünyada.

Alfred De MUSSET

UZAK BİR İKLİMDE

Uzak bir iklimin ılık havasında,
Güneş, yer, gök deniz, iç içe kaynaşır;
Olgun meyvalarla kuşlar fısıldaşır
Bahar manzarası dallar arasında

Uzak iklimin ılık havasında,
Seslerle kokular elele dolaşır;
Renklerle şekiller sevişip anlaşır,
Bir mükemmeliyet orkestrasında.

Uzak bir iklimin ılık havasında,
İnsan kainatla her an kucaklaşır,
Sonsuz bir sevgini gamsız dünyasında.

Uzak bir iklimin ılık havsında,
Bütün sevdiklerim hülyamı paylaşır;
Bense camlar, camlar, camlar arkasında.!

Cahit Sıtkı TARANCI

İSTANBULU DİNLİYORUM

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

Orhan VELİ


ELDE VAR HÜZÜN

söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün

o şehrayin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam aşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün

Attilâ İLHAN

ACIYOR

Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor

Biz giz dolu bir şey yaşadık
onlar da orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak

En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
ötede beride yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
Bütün söz vermelerin tarihçesi
sevgim acıyor

Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar

Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
Kış geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse

Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar

Turgut UYAR

ÖNDEYİŞ

Bedenim üşür, yüreğim sızlar.
Ah kavaklar, kavaklar…

Beni hoyrat bir makasla
Eski bir fotoğraftan oydular.

Orda kaldı yanağımın yarısı,
Kendini boşlukla tamamlar.

Omuzumda bir kesik el,
Ki durmadan kanar.

Ah kavaklar, kavaklar…
Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar.

Metin ALTIOK

BİR EFLATUN ÖLÜM

kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
geceden

git dersen giderim
kal dersen kalırım

git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.

Behçet AYSAN

ÇOCUK VE HÜZÜN

I
Ne zaman bir çocuk ölse
gözü evlerinde
annesinin kavurduğu
helvada
kalır

II
Yoksul bir çocuk görsem
yağmur altında üşüyen
köprü olmak geçer
hiç değilse
içimden

III
Her akşamüstü oyuncakçı
camekanından
çocuk ellerinin
izlerini
siler

Sunay AKIN