BİZE DE BANAZ’DA… / Pir Sultan Abdal

06/02/2010

Pir Sultan ABDAL


BİZE DE BANAZ’DA…

Bize de Banaz’da Pir Sultan derler
Bizi de kem kişi bellemesinler
Paşa hademine tembih eylesin
Kolum çekip elim bağlamasınlar

Hüseyn Gazi Sultan binsin atına
Dayanılmaz çarh-ı felek zatına
Bizden selâm söylen ev külfetine
Çıkıp ele karşı ağlamasınlar

Ala gözlüm zülfün kelep eylesin
Döksün mah yüzüne nikap eylesin
Ali Baba Hak’tan dilek dilesin
Bizi dâr dibinde eğlemesinler

Ali Baba eğer söze uyarsa
Emir Hüdâ’nındır, beyler kıyarsa
Ala gözlü yavrularım duyarsa
Alı çözüp kara bağlamasınlar

Surum işlemedi, kaddim büküldü
Beyaz vücudumun bendi söküldü
Önüm sıra kırklar, pirler çekildi
Daha beyler bizi dillemesinler

Pir Sultan Abdal’ım coşkun akarım
Akar akar dost yoluna bakarım
Pirim aldım seyrangâha çıkarım
Daha Yıldız Dağı’n yaylamasınlar


ÖLÜM Üstüne Aforizmalar – Seçki

06/02/2010

ÖLÜM Üstüne Aforizmalar


Ölüm, bazen bir ceza, bazen bir armağan, çoğu zaman da bir lütuftur.
SENECA

Zamanım dolduğunda ölümü, en az tıbbi yardım görerek metanetle karşılamada ve o zamana kadar haşarı yüreğimin günah işlemeyi sürdürerek mutlu olmasında kararlıyım.
Einstein

Tanrı’nın ölümünü, nefsimiz üzerinde boyuna kazandığımız büyük bir feragat ve zafer haline getirmezsek, bu kayıbı pahalı öderiz.
NIETZSCHE

Herkes ölmek için yaşar, düşmek için yükselir.
MARLOWE

Ölüm her zaman gözünün önünde olsun, o zaman asla bayağı kaygılara düşmezsin ve hiçbir şeyi coşkunlukla istemezsin.
EPİKTETOS

İnsanı yaşatan ölümsüzlük duygusudur.
Melih Cevdet Anday

Sevgisizlik ölümdür, seven uzun ömürlü.
J.C. KERSEY

Ölü bir kral olmaktansa yaşayan bir dilenci olmak daha iyidir.
LA FONTAINE

Ölü olan yerde neden yavaş konuşuruz?
– Hepimiz ölüm karşısında kendimizi suçlu hissederiz de ondan.
KEMAL TAHİR

Hepimiz ölümün nişanlısıyız.
CENAP ŞAHABETTİN

Her ölüm olayından sonra yaşam daha narin, daha incelikli niteliğe bürünür.
HERMANN HESSE

Ölüm, tüm mutsuzlukları iyileştiren en acı ilaçtır.
MOHAMMED HECAZİ

Ölüm olmasaydı, yaşam bütün güzelliğini kaybederdi.
GOGOL

Yaşamı kaybetmekten daha acı bir şey vardır, yaşamın anlamını kaybetmek.
BURHAN TOPRAK

Şerefli bir ölüm, en büyük ödülü almış demektir.
KIZILDERİLİ

Ölmek yeni bir şey değildir bu dünyada
Ama yaşamak da yeni bir şey olmasa gerek.
SERGEY YESENİN

İyi bir şekilde ölmesini bilmeyen, kötü yaşamış demektir.
SENECA

Ölüm yoktur! Yıldızlar, başka bir kıyıda doğmak için batarlar.
J. L. MC CREERY

Ölüm korkusu, ölümden daha korkunçtur.
SCHİLLER

Ölümün ne olduğunu bilmediğimiz için ondan korkuyoruz.
SAMUEL BUTLER

Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi
Müşkil budur ki ölmeden evvel ölür kişi
YAHYA KEMAL BEYATLI

İnsanların kimileri yaşayıp kimileri ölseydi, ölüm dayanılmaz bir acı olurdu.
LA BRUYERE

Öldükten sonra unutulmamak isterseniz, ya okunmaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yapın.
BENJAMİN FRANKLİN

İnsanoğullarının çoğu nasıl yaşanacağını bilemeden ölüyor.
BERNARD SHAW

Ölüm bilginin son bulması, isteğin bitmesidir.
BUDA

Ne ölümden kork, ne de ölümü iste.
MARTİUS

Ölüm serin bir gece, hayat güneşli bir gün.
HEİNRİCH HEİNE

Ölümün ilk işareti doğumdur.
STANİSLAW J. LEC

Yaşama dürtüsünün Yahudiler ve Yahudi Hristiyanlar arasındaki kadar büyük olmadığı ve ölümsüzlük görünümünün mutlak ölüm görünümünden hiç de daha değerli görünmediği başka yerde, dinsizlik ve herşeye rağmen kısmen Yahudi katkılı cehennem, misnoyerlerin elinde istenen bir alet oldu: Günahkâr ve kurtarılmamış kimsenin de ölümsüz olduğunu belirten yeni bir öğreti doğdu, ebediyen lanetlenmişler öğretisi; ve bu, artık tamamen zayıflamış olan mutlak ölüm düşüncesinden daha güçlüydü. Sadece bilim, ölüm ve öbür dünyada yaşam düşüncesini reddetmek suretiyle onu tekrar ele geçirdi. Bir ilgimiz daha azaldı: Artık “ölümden sonrası” bizi hiç ilgilendirmiyor! Ve Epikür yeniden utku kazanıyor.
Nietzsche

Sana nasihat edici olarak ölüm yeter.
Hz. Muhammed


IRGATIN TÜRKÜSÜ / Cahit Irgat

06/02/2010

CAHİT IRGAT

(1916 – 4 Haziran 1971)

IRGATIN TÜRKÜSÜ

Ben ben değilim artık ben
İnan bu son gülüşüm
Toprağa gömülüşüm
Sana çiçek vermemden.

El tarlasında kırıldı beden
Mezar bu fabrika, bu urba kefen
Ben ben değilim artık ben
Soyulmuşum.

Boşa işlemiş zaman
Bankalar kurulmuş sırtımdan
Dik dünyayı tırman tırman
Koşulmuşum.

Boşa dönmüş değirmen
Ben ben değilim artık ben
Dünya kara kapkara
Yanmış yenmiş etimden.

Kutsal yürek tutuşmuşum
Gün kıpkızıl bir yara
Ben ben değilim artık ben
Umut gülüyor çocuklara.

İçten içe yanan yarın
Çığlık çığlığa yaralıların


FAREWALL / Neruda

06/02/2010

Pablo NERUDA

FAREWALL

(Hayranım Denizcilerin Sevdasına)

Hayranım denizcilerin sevdasına,
öperler ve çekip giderler.

Söz verirler,
ama dönmezler bir daha.

Her kapıda bir kadın yollarını gözler:
denizciler öperler ve giderler.

Ve ölüm yatırır onları bir gece
denizin döşeğine.

(Hayranım Öpüşlerde Paylaşılan Sevdaya)

Hayranım öpüşlerde paylaşılan sevdaya,
döşekte ve ekmekte paylaşılan.

Sevda bu, kimi sonsuza uzar,
kimi bir yıldız gibi kayar.

Sevda özgür olmalı ki,
dönüşebilsin sevgiye.

Sevda kutsallaşır yakınlaştıkça,
kutsallaşır uzaklaştıkça.

(Erimiyor Artık Gözlerinde Gözlerim)

Erimiyor artık gözlerinde gözlerim
tadlanmıyor yanında acılarım.

Ancak taşıyacağım bakışını her nereye gidersem,
sen de taşıyacaksın acımı her nerede yürürsen.

Senindim, sen de benim. Daha ne olsun?
Bir devrialem yaptık aşkın geçtiği yerlerden.

Senindim, sen de benim. Öyle de kalacaksın,
aşıladım ya kendimi bahçenden kestiğim filize.

Alıp başımı giderim. Kederliyim: hep sürecek kederim.
Beni sardığından beri, bilmem ki nere giderim.

…Elveda der bir çocuk yüreğinden bana.
Ben de derim elveda.

Türkçesi: Adnan Özer


ARS POETİCA / Enis Batur

06/02/2010

Enis Batur


ARS POETİCA

Hiçbir şeye benzemediği söylendi şiirlerimin,
Wallace Stevens’a benzediğim, hiç kimseye
benzemediğim, olsa olsa “II. Yeni’nin devamı”,
“III. Yeni’nin ta kendisi” sayılabileceğim –
“delisaçması bir söz ve işaret yumağı” denildi.
Bütün bunlar bensem, bütün bunlar bendim.
Yaktığım kağıtlar, fırladığım kürsüler
ve çekilip dinlendiğim kör mağarada
söyleştiğim gölge, örümcek, alter:
Kendimden çekilsem de, gelsem de
kendime farkedilmedi: Ateşin içine
soktuğum el, gözümü ayırmadığım saat,
insanlarla çarpıştığım seyrek günler
ses ile kelimenin birbiriyle
dikleştikleri yere kilitledi beni.

Gençtim, çok genç – şiiri düzen sanmıştım:
Çileydi gözümde, arınma ve yurttu,
terkedilmiş yüzüm için her an yanımda
yürüyen aynaydı, gecenin kaynağında
gövdemi dalgalayan simsiyah su, sanmıştım.
Yıllar başka bir yol çiziyor tortuya.
Şüphesiz şimdi de sanıyorum: Sehere
duyduğum inanç arkamdaki koyu, hem
delifişek uykudan geliyor belli ki.
Düzen değil şiir, kargaşa değil. İki uç
arası zamanı çelen uçarı bir odak belki.
Belki bazı ender seslerin eşiğinde tuzak,
kıvrılıp yatmış çıngıraklı bir soru,
öd noktasında, hançerede, yerimden
her oynayışımda kuytudan çıkagelen
kösnül bir yumak belki. Bir düzen değil
ama – bekleyiş, zemberek, inatçı, köz,
kaknus hep.

Kömürden elmasa varmak için
çıktığım yolda elmastan yola çıktığımı
unutmadım: Yangınsa sonumda yazılan,
orada yazacağım an gelmeli de. Birer
kıvılcım olsun harflerim, her kelimemi
yalım dili taşısın – öyle bir ateş ki
içinde içimde tutuşmuş bir karanlıktan
kana kanaya içsin herkes, istedim.

1990


HER AŞK BİR AY TAŞIR ALNINDA / Halim Yazıcı

06/02/2010

Halim Yazıcı


HER AŞK BİR AY TAŞIR ALNINDA

rüzgâr, böğürtlenlerin, kekik kokularının, deniz kestanelerinin
bestelediği türküleri kulağınıza umulmadık zamanlarda fısıldıyorsa

toprak, elinize aldığınız zaman pul pul balıkçı motorunun sesini taşıyorsa insan kalbinize
bilin ki bir italyan maria çocuk, bir faslı hüseyin’e aşık olmaya yüz tutmuştur

zeytindağ’da, bin yıllık bir zeytin ağacı yaşlı gövdesinde
toma’nın meyhanesinde zeytinyağı saflığıyla gülümsüyorsa ellerine cunda’nın

adını cunda’nın, ali bey adası olarak değiştirilmesi dayatmasını
bir türlü içine sindiremiyorsa pulları gümüş bir papalina
bilin ki hüzün kaplar kirpiklerini akdeniz’in

bu yüzden bir emmanuella çocuk dinlerken madrigallerini
bütün güvercinleriyle birlikte havalanır kalbinde şairlerin

bu yüzden beyaz ve duman renkleriyle güvercinler
birer ikişer konar düşlerine acıların

ve uzaktan eski bir aşk şarkısını fısıldar kır çiçekleri maltepe’nin

‘bu adamı ağlatırsa akdeniz ağlatır
bir gül konar dudağına yalnızlığın
bir de bakarsınız ağlarım’

her akdeniz, kendi iklimini, kök boyasını kalbinin
yalnızca kendi aşkıyla dokur

çünkü santur
çünkü dans ve büyü
çünkü küçük bir kızın topuklarıdır akdeniz

ve incir ve zeytin ağaçlarının ülkesinde
deniz minarelerinin ruhunda gizlidir madrit’ten havalanan
uçuk mavi kanatlı bir yalıçapkını

ve bergama’da, atmaca mahallesinde
elinde klârnet, elinde bakır, dudaklarının kıvrımı dans
bir kuğu konar konar dünyanın aşklarına

bu yüzden çingeneler
bu yüzden müzik
bu yüzden hüzün
bu yüzden aşk
bu yüzden bergama’da doğar dolunay

ve dikilirse bir gece ansızın pan
ansızın zeus
ansızın ölüm

bilin ki her ay bir akdeniz
her aşk bir ay taşır alnında.


KALBİM / Aragon

06/02/2010

ARAGON


KALBİM


Kalbim senin sesinde çırpınıyordu bir yelken gibi
Sen olan bir akşamdı kapılar örtüldüğünde
Ve bir giysinin dinlenişi gibi sandalye üzerinde
Görülen şeylerin bütün çıplak ve uzun geçmişi

Akşamda bütün varolmamış akşamları andıran
Dünya kendiliğinden hatırladığında hemen her şeyi
Gazete okumak için vakit çok geç değil mi
Ancak kendi nabzının atışını duyuyor insan

Bir bahçenin hıçkırığı kanıyor bir yerlerde
Belki de bir tedirginlik köpeğiydi bu
Kulak uzun uzun inceler suskunluğu
Dinlerim dirseğime dayanarak ve birdenbire

Düş görmektesin işte

Türkçesi: Gertrrude DURUSOY – Ahmet NECDET